Aslı gibisizdir

Çocukken de bir tuhaftım ben. Harfleri söktükten sonra, sadece basılı olan şeyleri değil, karşıma çıkan her şeyi okur oldum. Bu, halen süren çok yorucu bir refleks. Dahası sözün kastettiği ilk anlam değil, bana çağrıştırdıklarıyla uğraştım hep. Hayatımda hiç düz cümle olmadı. Hoş, bu biraz da kimse düzünden konuşmadığı için…

Çıkan suretlerin altındaki ‘Aslı gibidir’ ibaresini de haliyle orijinalinin aynısıdır anlamında değil, Aslı diye bir kadına benzer şeklinde anladım ufakken. E, masallar devrindeydim. Aslı, peşine düşülecek güzel bir hayaldi. Sahi nasıl bir şeydi de benzerlerinden bahsediliyordu böyle her yerde. Hayalim, çocuk dünyasına garezi olan bir yetişkinin kahkahalarla beni ‘aydınlattığı’ o gün puf dedi söndü. Belgeler dünyasıyla tanıştım; aslı, sureti, falan filan…

Aslı Erdoğan’ın tutukluluk haliyle ilgili haberleri okurken o günlerime geri döndüm. Bayram günleri… Kendimle ne edeceğimi bilmediğim boşluk zamanları. “Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin tutuklu Yayın Danışma Kurulu üyesi ve yazar” diye başlıyor onunla ilgili haberler. Şu danışma kuruluna devlet eliyle atfedilen anlam, insanın üzerine büyük gelen kıyafetler gibi. Ama bütün o iftira çamurlarını kazıdığınızda ortaya çıkan korku, şu devletin korkusu çok sahici. Yan yana gelmemeli kimse. Tek tek ve birbirine karşı olarak durmalı.

Aslı Erdoğan’ı bu denli tehli kılan ne? Okuyanı yerinden şöyle bir sarsan sözünü; tanığı olduğu haksızlığı ifşa için, hakiki olanı paylaşmak için anlatması. Barış teröristliği yapması. Bu yazı yazılırken, 28 belediyeye kayyum atandı. Dil içi çevirisiyle Kürt halkının iradesi bir kez daha yok sayılmaya kalkışıldı. Ama karşısına geçip ezmeye çalıştığınız şeyin varlığını, en çok da o sistematik kötülüğünüz, zulmünüz ele verir. Ve bugün o irade kadar gerçek çok az şey var bu topraklarda.

Hadi kardeşlikten, bayramda küslüklerin son bulmasından bahsedelim, değil mi ama… Bayram günlerinin hoşgörü ortamından. Aslı’dan gelen son haberler, elleri kelepçeli olarak iki kere hastaneye götürüldüğü, ancak doktorla görüştürülmediği yönünde. Gözaltı ve tutukluluk süreçlerini de işkence alanı olarak kullanma azmindeki devlet aygıtı karşısında artık kendi doğrularınca ve varlığınca yaşamak isteyen herkes o durduğu noktada tek kişilik mücadele alanıdır. Dahası saflaşılacak yerler bellidir. Her nereye saldırılıyorsa, orası sığınaktır hepimize.

Mahkeme kararıyla kapatılan, binası basılan, çalışanları sırf keyfi olarak dövülsün diye gözaltına alınıp bırakılan, binası mühürlenen Özgür Gündem’in Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ile Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya 22 Ağustos’tan bu yana tutuklu. Devletin ironisi gereği gazetenin yayın danışman kurulu üyesi, dilbilimci, yazar Necmiye Alpay da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde “silahlı terör örgütüne üye olma” ve “devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma” iddiasıyla tutuklandı. Bütün dünya bu sapır sapır dökülen suçlamaları, o suçlamalar arasında her zamankinden daha çok ışıldayan barışın insanlarını izliyor. Her biri biricik birer kıymet olanları.

Yani, Aslı gibisizdir. Bu vesileyle, düşmana inat onun kristal edebiyatından geçmenin tam zamanıdır okumayanlar için. Kristal dediysem hem ışığında büyüleyici, hem berraklığında acımasız hem keskinliğinde acıtıcı hem temasında şifalı. Ama ben tek bir alıntı yapmayacağım onun kitaplarından. Bu vesileyle değil.

Aslı Erdoğan’ın canını acıtmaya çalışabilirsiniz. Ama en büyük işkenceleri kendisine yapmaktan çekinmemiş bir ruha, insan hakikatinin peşine düşmüş bir cesur yüreğe edebileceğiniz ona tanıdık olmayan bir kötülük yok. Anlatmadığı, anlatamayacağı. İyisi mi, korkmaya devam edin. Sureti çıkarılamayan insanlardan, bir örnek olmayanlardan korkmaya devam edin. Sisteminizin dişlisi olmayan kılçıklardan. Artıklardan. Tek başına kıta olanlardan. Onların memleketi her bir kalptir. Öyle bir girerler ki içeri, ruhunuz duymaz. Sevgilerinde, inançlarında, her tür pisliğe inat korudukları umutta, varlıklarında boğulun. By Karin Karakaşlı

Şelale

Edebiyatın doğası gereği özel bir ıstırabı var. Müzik, apayrı bir dil içerisinden, notalarla var ediyor kendini. Resim ve heykel desen, günlük hayatta kullanılan malzemelere bambaşka bir amaçla yaklaştığı andan itibaren büyü yapıyor bir nevi. Üç boyutlu bir özgürlük yaratıyor. Oysa iş edebiyata geldiğinde, yazarın elinde sadece kelimeler var. Her gün kullandığımız, çoğunun içini boşalttığımız kelimelerden, yeni bir dil kurmaya girişiyor. Peki neden? Süregiden hayattan, halihazırdaki düzenden hoşnut olan kim çıkar da kendi yaşadığı ânı durdurma pahasına ayrı bir kainat yaratmaya girişir? Burada illa ki bir kaçınılmazlık devredir. Başka türlü yapamama hali. Bir meram, bir de düş vardır anlatacak. Yazar oturur, kayda geçer ya da yoktan hayal eder. Ki ikisi de şifalı, ikisi de gereklidir her tarihte her coğrafyada hakikatinden edilmeye yeltenilen insanlığa. 

https://t24.com.tr/haber/bir-edebiyatci-kendi-gucune-selam-durur-cunku-sucun-yokken-kendini-savunmak-sadece-zuldur,357150