Biliyorum, metruk kabuklar gibi boş boş çınlıyor sözcükler, ölüm söz konusu olduğunda… (Bir ‘konu’ değil ölüm, ta başında kuşatmış sözü, derinlerine sızmış, dipten dibe oymuş onu.) Lekeli bir ayna her sözcük, içinden geçilmesi gereken, yanan bir vadi, çoktan sönmüş bir dünya. Baş edilmesi olanaksız bir kopuş, gerçekle imge arasında, anbean derinleşen bir yarık, bir uçurum. Kendi yazgımızı kurabilmek için biçimlendirmemiz gereken sarp uçurum. Söz ‘konusu’ olan cinayetse… (Üç nokta: belirsizlik, suskunluk, sınırları söylenemeyen’in… Yarıda kesilen, tamamlanamayan, kendi yolculuğuna bırakılan cümle.) Cinayetlerden sonra söze devam etmenin zorluğu, zorunluluğu… Ölüler sonsuza dek susmuşken…
Continue reading “Düşünüyorum niye – III –”Med pennen som våpen
For den tyrkiske forfatteren, menneskerettsforkjemperen og regimekritikeren Asli Erdogan har skrivingen hatt en høy pris.
Med pennen som våpen
Düşünüyorum niye —II—
Parçalanarak ölmek… Belki en acılı ölüm biçimi. Bazen bir yumrukla, sertçe bir yumrukla bile kapanan bilinç, tuhaftır, böyle korkunç acılarda kapanmayı erteler, neredeyse doğaüstü bir güçle tutabildiğince açık tutarmış kendini. Damarlardan boşalan kanın her damlasını, damla damla sönen hayatı, o tek ve biricik hayatın her son saniyesini sahiplenir, bir araya getirir, geri dönüşsüzce koparılmış, yitip gitmiş uzuvlarının ayrımına varmadan, elinde kalana sarılırmış. Bilirsiniz, ölümün kötü kokulu nefesini hissettiğinde, tutkuyla ister insan sağ kalmayı… Nasıl olursa olsun, ne şekilde —tutsak, yaralı, sakat, yanmış— olursa olsun! O ana dek tanımadığı, sanki ebedi bir bağla tutunur hayata, biricik, yitirilmiş, yitirilecek hayata, yaşama isteği ya da arzusundan öte, sanki yükümlülüğünü hisseder, yalnızca kendine, yakınlarına karşı değil, hayatın ta kendisine karşı.
Continue reading “Düşünüyorum niye —II—”Düşünüyorum niye
İnsanı suçlu kılan, sadece işlediği ya da göz yumduğu suçlar değil, onlara sahip çıkışıdır aynı zamanda… Nasıl hesaplaştığı,yaşamaya nasıl devam ettiği, suçlarıyla ve suçluluğuyle ne yaptığı… Sorumluluk üstlenmek ya da örtbas etmek. Yol açtığı acıyı, telafisi mümkün olmayan kaybı görmek, hissetmek, sonsuza dek taşımayı kabullenmek. Ya da gerekçeler bulmak, kılıfına uydurmak, iri iri kavramlarla, yüce ideallerle kendini haklı çıkarmak. Meydan okuyarak, susturarak, ötekini güvenilmez, yalancı ilan ederek kuru bir özrü bile esirgemek. Korkuncu sıradanlaştırmak, olağan, kaçınılmaz,gerekliymiş gibi sunmak, kutsallığı bellenmiş kavramların, kurumların ardına sığınıp meşrulaştırmak. Öteden beri olageldiği, bizim coğrafyamızda erkeklerin kadınlara, devletin halka karşı işlediği suçlarda hep yapılageldiği gibi, mağduru suçlamak. Suçu ve suçluyu tanımlama iktidarının tadını çıkarmak, cinayete cinayet, katliama katliam demeyi engellemek…
Continue reading “Düşünüyorum niye”Yedi ayrı paragraf
1. Giderek güçleşiyor başlamak. Bir ilk cümle bulmak, noktasını koymak. Derin bir soluk alıp söze girmek. Kendi yollarını açan, dayanıklı çıkan cümlelerle, gidebildiğin yere kadar gitmek. Sözcüklere anlamlarını, anlama sözcükleri geri vermeyi denemek. Baştan almak, bir daha, bir kez daha denemek. Sabırla bir çember daha çizmek, yeniden tökezlemek. Bir neşteri kavrarcasına kavramak gerçeği, sözcüklerin kanına bulanmak… Giderek güçleşiyor hakikat ile aramızda açılan boşluğu biçimlendirmek.
Continue reading “Yedi ayrı paragraf”
