Am 29. März 2012 wurde im Filmhaus Köln in Anwesenheit der türkischen Erfolgsschriftstellerin Aslı Erdoğan die neue sechsteilige DVD-Edition „Menschenlandschaften – Sechs Autorenportraits der Türkei“ (Deutsch/Türkisch) von Osman Okkan vorgestellt.
Başlangıçların hikayesi
“Mit” ya da “mitos” bir zamanlar “hakikat” demekti, başlangıçların hikayesi, şarkısı, şiiriydi. Bize tek gerçek hikayemizi, neden ve nasıl “burada” olduğumuzu anlatıyor, kendine özgü, kapalı diliyle “hakikaten var olduğumuzu” söylüyor, doğmayı, büyümeyi ve ölmeyi öğretiyordu. Derinlerine belki hiç ulaşılamayan, katman katman, bir tohumu andıran diliyle… Bazı şeyler kendilerinden başka bir şeyle anlatılamazlar, başka dillere, sözlere taşındıklarında zaman dışılıklarını yitirirler.
Continue reading “Başlangıçların hikayesi”Fazlasıyla kişisel…
Laf açıldığında, ‘hayatımın ilk ironisi’ deyip geçiştiriyorum. Tesadüf, 8 Mart’ta doğmuşum! Oysa ‘ironi’ sözcüğü, kadınlık durumu söz konusu olduğunda, her fırsatta ve şekilde aşağılanmanın, erkeklerin birbirleriyle, kurumlarıyla, kendileriyle giriştiği gövde gösterilerinde harcanmanın irinli yaralarına kıyasla fazla şık, özentili, hijyenik kalıyor… 70’lerde, Cumhuriyet’te okuduğum bir haberi koşa koşa yetiştirdiğimde, 8 Mart’ın ‘Kadınlar Bayramı’ olduğunu okul arkadaşlarıma ilan ettiğimde yalancılıkla—sanki sonsuz kez yaşanmış bir travma— suçlanmıştım! Bugün otuzlu yaşlarımın başında yazdığım gazete yazılarından alıntılayacağım. Kadınlık durumu, kadın yazarlık, dilsizlik, sözcüklerin sahipliği/sahipsizliği…
Continue reading “Fazlasıyla kişisel…”Sayılar, kuyular
1. Üçüncü beşinci denememden sonra neredeyse pes etmek üzereyim. 4000 vuruşluk bir köşe yazısına, Türkiye’nin gerçeğini, “cezaevleri ve infazlar gerçeğini” sığdırmak mümkün değil. Sırf sayılar vererek, istatistiklerden alıntılayarak, istenen, biçilen akıl almaz cezalara örnekler göstererek bile değil. İnsan acısını sayıya vurmanın mümkün olmayışı gibi… Üstelik sanki sayılar da reddediyor işbirliği yapmayı, köşe yazılarına, sayfalara sığmıyor, birbirleriyle itişip kakışıyor, sürekli değişiyor, başkalaşıyorlar… Sanki son cümleyi kurmamı, son sözü söylememi istemiyorlar. Gene de devam edeceğim. Türkiye okurunun büyük çoğunluğunun, Kürt meselesi üzerine söylevler verenlerin (kim vermedi ki!) bile bu sayılardan haberdar olmadığına, olması gerektiğine inanıyorum.
Continue reading “Sayılar, kuyular”Sayılar insanlar
“Bu soğuk, termometrelerin ölçebildiği bir soğuk değil. Topraklaşmayı, susmayı, suç ortaklığı yapmayı reddeden bir toplu mezarın soğukluğu… Yirmi yıl, otuz yıl sonra bile çığlık atan insan kemikleri… Eşim on dokuz kez göz altına alınmıştı, yirmincide dönmedi… Canlı canlı derisi yüzülmüş bu kafatası kızım olabilir mi? Yoksa hala sağ mıydı…”
Türkiye’de bilinen toplu mezar sayısı: 113, bu mezarlardaki ölü sayısı:1538
Dargeçit’te bulunan toplu mezar, bu sayıya, yeni ulaşabildiğim 2011 sayılarına dahil mi, bilmiyorum. Şubat 2012’de bir kuyuda insan kemikleri bulundu. Yanmış bir bacak kemiği, kafatasları… İşkenceyle öldürülmüş, yakılmış, atıldıkları kuyu taşlarla kapatılmıştı.
Continue reading “Sayılar insanlar”
