Tutuklu Yazar Aslı Erdoğan, ‘2016 Yılı Yaşam Boyu Kadın Başarı Ödülü’ için aday gösterildi.
https://www.evrensel.net/haber/296564/asli-erdogan-yasam-boyu-kadin-basari-odulune-aday
Tutuklu Yazar Aslı Erdoğan, ‘2016 Yılı Yaşam Boyu Kadın Başarı Ödülü’ için aday gösterildi.
https://www.evrensel.net/haber/296564/asli-erdogan-yasam-boyu-kadin-basari-odulune-aday
İstanbul Kitap Fuarı’nın son gününde yer alan Ayşegül Tözeren’in yönetimindeki panelde yazarlar “Edebiyat Ne Kadar Özgür?” sorusuna yanıt aradı.
İstanbul Kitap Fuarı’nın son gününde yer alan Ayşegül Tözeren’in yönetimindeki panelde yazarlar Sibel Öz, Melike Belkıs Aydın ve Belma Fırat “Edebiyat Ne Kadar Özgür?” sorusuna yanıt aradı.
Panele izleyici olarak katılanların arasında Aslı Erdoğan’ın annesi Mine Aydostlu ve Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Mustafa Köz de vardı.
16 Ağustos’tan beri PEN Almanya ve Yazarlar Birliği olarak Aslı Erdoğan’ın tutuklanma kararının sona erdirilmesi için girişimlerde bulunuyoruz. Görünen o ki, Türkiye son yıllarda entellektüeller, yazarlar ve gazeteciler için keyifle yaşanılan bir yer olmadı. Biz, yani Almanya’da yaşayan yazarlar son yazdan beri Türkiye’deki durumun nasıl kötüye gittiğini şaşkınlıkla takip ediyoruz. Tamamıyla Cumhurbaşkanın talimatlarına boyun eğen yargı davaları kendisinden istenildiği gibi yürütebiliyor. Keyfi bahaneler bulma, inandırıcılığını kaybetme pahasına çelişkiden çekinmiyor. Tüm bu olanlar, yazar arkadaşlarımıza, meslektaşlarımıza yapılanlar bizleri derin bir üzüntüye ve kaygıya sürüklüyor.
Son on yıl içerisinde yazar arkadaşlarımla ortak projeler için defalarca Türkiye’yi ziyaret ettim. Bir iki yıl önce bir şair arkadaşım kaygılı bir şekilde şunu söylemişti: “Bizim Türkiye´de bir adet vardır, bizde umudun kısa bir vakit için çimen gibi büyüyüp yeşermesine müsaade ederler. Ne zamanki bu umuttan muhalefet ve açıksözlü bir güç oluşur, derhal tüm çimenlik son sapına kadar biçilip oranın üzerine beton dökülür.”
Bu durum sadece entellektüeller için geçerli değildir. Fabrikada, tarlada, lokantada çalışan her insanın özgürce nefes alma hakkı vardır. İnsan onurunun dokunulmazlığı, düşünce özgürlüğü, demokratik prensipler her hayat için muhafaza edilmesi gereken değerlerdir. Bunlar olmadan her ülkenin sonu er veya geç yıkımla biter. Şu anda göründüğü gibi Türkiye iktidar tarafından bölünmeye ve iç savaşa sürükleniyor.
Bizim yazar olarak vazifemiz hümanist değerleri, ki bunlar her devletten daha derin köklere sahiptirler, her şart ve her koşulda yeniden yeniden hatırlatmak, elimizden geldiğince kelimeler ve vicdanımızla savunmaktır.
Sevgili yazar arkadaşım Aslı Erdoğan’ın tutklanmasından bu yana her okumamda ve katıldığım her etkinlikte kendisinin hapishanede olduğunu hatırlatıp konuşmalarıma onun sözleriyle başlıyorum: “Beni unutmayın. Ve kitaplarımı, Onlar benim çocuklarım.”
Aslı Erdoğan eşsiz bir rol—model, insan hakları savunucusudur. Onun durduğu nokta demokrasinin hiç sayıldığı, Türkiye Cumhuriyeti ilkelerinin negatif değişime uğradığı şu günlerde daha bir önem kazanıyor. “Lütfen siz avrupalı yazarlar bu faşist karanlıkta bizi yalnız bırakmayın” diye bir mesaj attı geçen günlerde doğulu bir bayan arkadaşım. Bizler, türk veya kürt, özgürlükten yana olan herkesin yanında olmalıyız. Ben alman değil, bir macarım. Fakat uzun zamandır Almanya’da yaşıyorum, Almanya tarihiyle yeteri kadar ilgilendim. Tıpkı “Weimar Cumhuriyeti’nde” olduğu gibi Türkiye’de şu anda talihsiz bir döneme sürükleniyor. Bu faşist karanlığın nasıl uçurumlara götürdüğünü ve dünyayı ne şekilde etkilediği hafızamızdan kazınmadı.
Almanya’da yaşayan yazarlar olarak Türkiye’de özgürlüğün bekçiliğini yapan herkesle etnik köken, dini inanç, cinsiyet ayırmadan birlikte olmaya devam edeceğiz. Hissettiğimiz empati bizi buna mecbur kılıyor. Popülist düşünce yapısının, ayrımcıların, faşistlerin çoğalmasının dünyanın hiç bir yerinde kabul edilmemesi gerektiğini her daim savumalıyız.
Silah olarak elimizde sadece kelimelerimiz var. Bu kelimeler özellikle böyle zamanlarda savaş yanlıların ve ortalığı bulandıranların silahlarından daha hedefe odaklı ve ikna edici olmalı. Asli Erdoğan’ın sözleriyle söylemek gerekirse: Asıl vicdan tutuklandığı için edebiyat muhakkak yaşamalı, yaşamalı ki insanlara yeniden vicdan terbiyesi verebilsin.
By İmre Török / Almanya Yazarlar Birliği Başkanı
Çeviri: Dinçer Güçyeter
« Quand Michelle est en marche, elle tient tête au monde entier » écrivais—tu dans Le Mandarin miraculeux.
C’est donc avec elle que je me mets en chemin.
Il serait si long, celui qui me conduirait, de ma demeure au bord des Alpes aux portes de la prison où défunte démocratie te tient au secret !
Je serais bien allé redre celles et ceux qui se tiennent déjà devant les murs qui se sont refermés sur nos rêves. Je n’ai pas d’autre solution que d’aller te rendre visite par les mots, me glisser ainsi, peut—être, si tes gardiens laissent filtrer ma parole, entre ces iniques barreaux d’un temps que nous aurions tous souhaité révolu.
Mais peut—être ta mise au secret, ainsi que l’enfermement des centaines d’écrivains et journalistes est—il le signe que ces temps là touchent à leur fin et que le corps agonisant de ce vieux monde se raidit une dernière fois avant d’expirer.
Je préfère regarder ainsi les choses pour ne pas demeurer toujours au sombre où les petits dictateurs aiment nous voir réduits.
Je viens avec mes mots. Je tente de les rassembler sur les pentes de mon pays où la neige fait sa première apparition. Je vais les mener plus bas pour un hivernage, puisque de tous côtés montent les fumées d’une saison froide pour celles et ceux qui dorment sur les trottoirs.
Je viens avec mes mots, sans doute si maladroits qu’ils ne franchiront pas le seuil d’une censure qui vise à faire taire les livres.
Ils ne savent pas, les pauvres, que nul n’a jamais pu imposer silence aux pensées, qu’elles sont phénix renaissant toujours des cendres de toutes les guerres, de toutes les dictatures.
Ici nous n’en sommes qu’à la sensure. Je pique le mot à mon ami Bernard Noël. Elle est une blessure légère, mais nous devrions voir que, sauf ta libération et celle de toutes celles et tous ceux qui croupissent en ces geôles d’infamie, le glissement sémantique d’une lettre pourrait s’étendre et contaminer toute l’Europe.
Je ne te connaissais pas avant que les barreaux se referment sur ton ciel. Faut—il que je remercie tes bourreaux de m’avoir ouvert à ta plume ? Je n’irai pas jusque là. Peut—être aurait—il été préférable qu’aucun de tes livres ne fasse irruption aussi brutale dans mon univers de mots et de rêves.
Mais puisque désormais tu es là, dans l’ombre de la pièce où ce matin je t’écris, comme je le ferai chaque semaine jusqu’à ta libération, je vais chaque jour te lire un peu plus. Ce sera comme le signe de cette liberté que tu vas retrouver, que nous construirons toutes et tous sans limite de frontières.
Puisque nos mots ne connaissent pas les barbelés et les douanes. Ils ont cette liberté extraordinaire de nous conduire bien au—delà du silence complice entretenu sur la mise à mort d’une démocratie, devant notre porte.
Dans l’espoir que ma lettre ne reste pas poste restante, et pour éviter qu’elle tombe dans l’oubli, je m’en vais de ce pas la rendre publique, avant même qu’elle te parvienne.
Ce sera juste avant que j’aille sur la place publique lire quelques extraits de tes ouvrages. Ce sera jour de marché et tes mots vont résonner dans les ruelles, tenant à distance l’hiver qui nous guette.
Bien à toi, et en te remerciant de nous avoir ouvert les yeux sur ce qui nous attend, si toutefois tes juges poursuivaient leur outrage.
Amicalement. By Xavier Lainé
Alman Yayıncılar Birliği Başkanı Alexander Skipis, TÜYAP Kitap Fuarı’nın ardından DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. Skipis, Alman yayıncılar olarak Türk yazarlarla dayanışma içinde olduklarını ifade etti.
https://www.dw.com/tr/alman-yay%C4%B1nc%C4%B1lardan-t%C3%BCrk-yazarlara-destek/a-36438444