Son yazımı yollarda yazmıştım. Darmadağın bir otel odasında, uykusuzluğun heceleri sağa sola savuran girdabında başlamış, dağ yollarında tamamlamıştım. Üç ayrı şehirde ’bellek’ üzerine konuşmuştum. Hatırlama cesareti ya da cüreti, unutmak ya da yüzleşmek, bağışlamak…
Bir hafta sonra, yazıya koyduğumu sanırken atladıklarımı keşfediyorum. ’Özgürlük’ ve ’Adalet’ sözcüklerini birlikte kullanmam gereken bir cümle vardı söz gelimi, sözcüklerden birini düşürmüşüm. Daha tanıdık, kapalı bir göğün altında, bu sözcüklerin en uzağında durduğum yerde farkına varıyorum hayatın ironisinin… Tahliye işlemleri için geldiğim bir adalet sarayının önünde.
Continue reading “Birinci dereceden akraba”
