(İklim değişti, Sibirya iklimi oldu! Sıcaklık gündüzleri eksi onlarda, geceleri… Korkarım eksi yirmilere düşecek. Cenevreínin iki saat bile dayanamadığım karlarından sonra bu ateşli, hasta, canımdan bezmiş halimle ‘siyaset’ yazmak… Kalemini bilemek, hakkının vere vere ‘iklim çoktan değişmişti’ demek, cümleler, çözümlemeler dizmek, ‘ben söylemiştim’ demenin zarif yollarını bulmak… Hem de gün boyu gazeteciler, eleştirmenlerle ‘edebiyat’ konuştuktan sonra… Bu bezgin halimle gerçeklik ve kurgu, ben ve öteki, ölümlülük ve sonsuzluk üzerine saatler boyu konuşmak zorunda kaldıktan sonra! Oysa genelde tersi olur, gün boyu ‘siyaset’ yani Türkiye’nin milim çözülmeyen meseleri hakkında konuşup buraya pencereme, kendi geceme dönerim. Bir gece daha karanlığa, buz tutmuş bir camda beliren paramparça bir kadın yüzünün berisindeki dünyaya bakmak bakmak, ondan bir şafak daha dilenmek için.)
Continue reading “Geceye dair”Düşünüyorum niye – III –
Biliyorum, metruk kabuklar gibi boş boş çınlıyor sözcükler, ölüm söz konusu olduğunda… (Bir ‘konu’ değil ölüm, ta başında kuşatmış sözü, derinlerine sızmış, dipten dibe oymuş onu.) Lekeli bir ayna her sözcük, içinden geçilmesi gereken, yanan bir vadi, çoktan sönmüş bir dünya. Baş edilmesi olanaksız bir kopuş, gerçekle imge arasında, anbean derinleşen bir yarık, bir uçurum. Kendi yazgımızı kurabilmek için biçimlendirmemiz gereken sarp uçurum. Söz ‘konusu’ olan cinayetse… (Üç nokta: belirsizlik, suskunluk, sınırları söylenemeyen’in… Yarıda kesilen, tamamlanamayan, kendi yolculuğuna bırakılan cümle.) Cinayetlerden sonra söze devam etmenin zorluğu, zorunluluğu… Ölüler sonsuza dek susmuşken…
Continue reading “Düşünüyorum niye – III –”Düşünüyorum niye —II—
Parçalanarak ölmek… Belki en acılı ölüm biçimi. Bazen bir yumrukla, sertçe bir yumrukla bile kapanan bilinç, tuhaftır, böyle korkunç acılarda kapanmayı erteler, neredeyse doğaüstü bir güçle tutabildiğince açık tutarmış kendini. Damarlardan boşalan kanın her damlasını, damla damla sönen hayatı, o tek ve biricik hayatın her son saniyesini sahiplenir, bir araya getirir, geri dönüşsüzce koparılmış, yitip gitmiş uzuvlarının ayrımına varmadan, elinde kalana sarılırmış. Bilirsiniz, ölümün kötü kokulu nefesini hissettiğinde, tutkuyla ister insan sağ kalmayı… Nasıl olursa olsun, ne şekilde —tutsak, yaralı, sakat, yanmış— olursa olsun! O ana dek tanımadığı, sanki ebedi bir bağla tutunur hayata, biricik, yitirilmiş, yitirilecek hayata, yaşama isteği ya da arzusundan öte, sanki yükümlülüğünü hisseder, yalnızca kendine, yakınlarına karşı değil, hayatın ta kendisine karşı.
Continue reading “Düşünüyorum niye —II—”Düşünüyorum niye
İnsanı suçlu kılan, sadece işlediği ya da göz yumduğu suçlar değil, onlara sahip çıkışıdır aynı zamanda… Nasıl hesaplaştığı,yaşamaya nasıl devam ettiği, suçlarıyla ve suçluluğuyle ne yaptığı… Sorumluluk üstlenmek ya da örtbas etmek. Yol açtığı acıyı, telafisi mümkün olmayan kaybı görmek, hissetmek, sonsuza dek taşımayı kabullenmek. Ya da gerekçeler bulmak, kılıfına uydurmak, iri iri kavramlarla, yüce ideallerle kendini haklı çıkarmak. Meydan okuyarak, susturarak, ötekini güvenilmez, yalancı ilan ederek kuru bir özrü bile esirgemek. Korkuncu sıradanlaştırmak, olağan, kaçınılmaz,gerekliymiş gibi sunmak, kutsallığı bellenmiş kavramların, kurumların ardına sığınıp meşrulaştırmak. Öteden beri olageldiği, bizim coğrafyamızda erkeklerin kadınlara, devletin halka karşı işlediği suçlarda hep yapılageldiği gibi, mağduru suçlamak. Suçu ve suçluyu tanımlama iktidarının tadını çıkarmak, cinayete cinayet, katliama katliam demeyi engellemek…
Continue reading “Düşünüyorum niye”Yedi ayrı paragraf
1. Giderek güçleşiyor başlamak. Bir ilk cümle bulmak, noktasını koymak. Derin bir soluk alıp söze girmek. Kendi yollarını açan, dayanıklı çıkan cümlelerle, gidebildiğin yere kadar gitmek. Sözcüklere anlamlarını, anlama sözcükleri geri vermeyi denemek. Baştan almak, bir daha, bir kez daha denemek. Sabırla bir çember daha çizmek, yeniden tökezlemek. Bir neşteri kavrarcasına kavramak gerçeği, sözcüklerin kanına bulanmak… Giderek güçleşiyor hakikat ile aramızda açılan boşluğu biçimlendirmek.
Continue reading “Yedi ayrı paragraf”
