Fazlasıyla kişisel…

Laf açıldığında, ‘hayatımın ilk ironisi’ deyip geçiştiriyorum. Tesadüf, 8 Mart’ta doğmuşum! Oysa ‘ironi’ sözcüğü, kadınlık durumu söz konusu olduğunda, her fırsatta ve şekilde aşağılanmanın, erkeklerin birbirleriyle, kurumlarıyla, kendileriyle giriştiği gövde gösterilerinde harcanmanın irinli yaralarına kıyasla fazla şık, özentili, hijyenik kalıyor… 70’lerde, Cumhuriyet’te okuduğum bir haberi koşa koşa yetiştirdiğimde, 8 Mart’ın ‘Kadınlar Bayramı’ olduğunu okul arkadaşlarıma ilan ettiğimde yalancılıkla—sanki sonsuz kez yaşanmış bir travma— suçlanmıştım! Bugün otuzlu yaşlarımın başında yazdığım gazete yazılarından alıntılayacağım. Kadınlık durumu, kadın yazarlık, dilsizlik, sözcüklerin sahipliği/sahipsizliği…

Continue reading “Fazlasıyla kişisel…”

Sayılar, kuyular

1. Üçüncü beşinci denememden sonra neredeyse pes etmek üzereyim. 4000 vuruşluk bir köşe yazısına, Türkiye’nin gerçeğini, “cezaevleri ve infazlar gerçeğini” sığdırmak mümkün değil. Sırf sayılar vererek, istatistiklerden alıntılayarak, istenen, biçilen akıl almaz cezalara örnekler göstererek bile değil. İnsan acısını sayıya vurmanın mümkün olmayışı gibi… Üstelik sanki sayılar da reddediyor işbirliği yapmayı, köşe yazılarına, sayfalara sığmıyor, birbirleriyle itişip kakışıyor, sürekli değişiyor, başkalaşıyorlar… Sanki son cümleyi kurmamı, son sözü söylememi istemiyorlar. Gene de devam edeceğim. Türkiye okurunun büyük çoğunluğunun, Kürt meselesi üzerine söylevler verenlerin (kim vermedi ki!) bile bu sayılardan haberdar olmadığına, olması gerektiğine inanıyorum.

Continue reading “Sayılar, kuyular”

Sayılar insanlar

“Bu soğuk, termometrelerin ölçebildiği bir soğuk değil. Topraklaşmayı, susmayı, suç ortaklığı yapmayı reddeden bir toplu mezarın soğukluğu… Yirmi yıl, otuz yıl sonra bile çığlık atan insan kemikleri… Eşim on dokuz kez göz altına alınmıştı, yirmincide dönmedi… Canlı canlı derisi yüzülmüş bu kafatası kızım olabilir mi? Yoksa hala sağ mıydı…”

Türkiye’de bilinen toplu mezar sayısı: 113, bu mezarlardaki ölü sayısı:1538

Dargeçit’te bulunan toplu mezar, bu sayıya, yeni ulaşabildiğim 2011 sayılarına dahil mi, bilmiyorum. Şubat 2012’de bir kuyuda insan kemikleri bulundu. Yanmış bir bacak kemiği, kafatasları… İşkenceyle öldürülmüş, yakılmış, atıldıkları kuyu taşlarla kapatılmıştı.

Continue reading “Sayılar insanlar”

Devam

1. Baştan başlayalım: İklim değişti, Sibirya iklimi oldu. (Çoktan değişmişti aslında…) Sıcaklık sıfır dereceye yükseldi, ama bu soğuk, termometrelerin ölçebildiği bir soğuk değil. Sıfır derece, suyun bir atmosfer basıncında donma derecesidir, der okul kitapları, hayatın mucizesi kristallerin damlalardan daha hafif olmasında gizlidir. Buz kara dönüştü, ılıdı, yumuşadı, uysallaştı, defalarca seyredilse de etkileyiciliğini yitirmeyen tablolara akıttı doğa görünümlerini… Eninde sonunda yağmurlar başlayacak, çamura bulanacak şehrin sokakları. Ama dağlardan gelen, sonsuzmuşçasına taşıp gelen sular, kurşuni sislerin, buz tabakalarının altında gözlerini kapamış, kendi düşlerinde serilip kalmış gölü daha da berraklaştıracak. Dağların sırlarını, masallarını, sarp yalnızlığını taşıyıp bırakacak ona… Herdem kara gömülü dorukları, yol vermeyi, çiçeklenmeyi, gölgelenmeyi öğrenmiş vadileri, rüzgarı, ağır ağır kımıldanan, bir ilerleyip bir geri çekilen buzulları, uçurumları…

Continue reading “Devam”

Başlangıçlar

“Başlangıçta söz vardı”, der insanlığın kadim, kutsal metni… Herşey sözlebaşladı: Ol! Var ol! İnsanın eski, ortak, en kutsal çabası: Var olmak ve var etmek… Seni her an silmek, yok etmek, kendine benzetmek isteyen dünyaya karşı, sürekli, soluk alıp verircesine direnmek, bazen umutla, bazen umuda bile gerek duymadan karşı koymak: Ben varım. Buradayım, hala buradayım.

“Dünya” dediğimize gelince… Somutlaştırmaya başladığımızda, korkarım ki, sözcüklerin büyüsü kaçacak, çamura, suça, utanca bulanacaklar. Sistem, iktidar, düzen, iktidar ilişkileri ağı, her tür otorite… Kurumlar, egolar, çıkarlar, zorbalar, gururlar… Benzeri pek çok sözcüğün kuşatması altında, “insan ruhu” —tehli bir tamlama, biliyorum— diye yazmak, kör bir kuşu keskin nişancılar arasına salmaya benziyor.

Continue reading “Başlangıçlar”