Sol yanımızda buğday tarlaları, sağımda sık dikenli çalılar…
Şose yol, dar ve engebeli, kıvrıla kıvrıla kilometrelerce akıyor, akşamın loş karanlığında görkemli kulesi seçilen bir sınır kasabasına doğru…
Haritalarda işaretlenmemiş bir arka yolda yürüyorum. Issız, ansız, insansız…
Kuzey düzlükleri, dalga dalga kabaran bir deniz gibi, katman katman alçalıp yükseliyor, sanki bir sağa, bir sola kaykılarak ufka dek uzanıyor.
Continue reading “Düzlükler—dağsız, denizsiz”
