Düzlükler—dağsız, denizsiz

Sol yanımızda buğday tarlaları, sağımda sık dikenli çalılar…

Şose yol, dar ve engebeli, kıvrıla kıvrıla kilometrelerce akıyor, akşamın loş karanlığında görkemli kulesi seçilen bir sınır kasabasına doğru…

Haritalarda işaretlenmemiş bir arka yolda yürüyorum. Issız, ansız, insansız…

Kuzey düzlükleri, dalga dalga kabaran bir deniz gibi, katman katman alçalıp yükseliyor, sanki bir sağa, bir sola kaykılarak ufka dek uzanıyor.

Continue reading “Düzlükler—dağsız, denizsiz”

Ben demiştim demek

İki yıl önce, 5N1K programına çağrıldığımda gerçekten şaşırdım. Anakanallara edebiyat üzerine konuşmak için bile yıllardır çağrılmıyorum. Eski bir CERN fizikçisi, deneysel parçacık fizikçisi olarak, o sıralar merak uyandırmış, “Tanrı—parçacığı” gibi tamlamalarla kutsanmış Higgs bozonu üzerine konuşmam istenmişti. (92—93 yıllarında CERN’de araştırmalara katıldım, ATLAS’ın “kurucu kadrosunda” bulundum, Higgs parçacığı benim tez konumdu.) “Varoluşcu” bir yazardan beklenmeyecek kadar “aydınlanmacı” bir yaklaşımla, sanırım hayalkırıklığı uyandıran dümdüz bir anlatımla, Higgs’in en geç iki yıl içinde tespit edileceğini, bunun evreni anlamamız adına önemli bir adım olsa da Tanrı ya da insan varoluşu adına hiçbir şey söyleyemeyeceğini bildirmiştim.

Continue reading “Ben demiştim demek”

Düzlükler (I)

Sol yanımda buğday tarlaları, sağımda sık, dikenli çalılar… Şose yol, dar ve engebeli, bir akarsu gibi kıvrıla kıvrıla kilometrelerce akıyor, uzaklarda, yalnızca görkemli kulesi seçilen sınır kasabasına doğru… Tarlaların arasında gizlenmiş bir kestirmede, haritalarda işaretlenmemiş bir arka yolda yürüyorum. Ipıssız, metruk, insansız, ansız… (Hemen hemen yirmi dakikada bir, yanımdan bir mobilet ya da toza bulanmış bir araba geçiyor, sağa sola çekilip bağıra çağıra selamlaşıyoruz.)

Continue reading “Düzlükler (I)”

İlk yazı, ilk suskunluk

“Bir noktadan sonra geriye dönüş yoktur. İşte varılması gereken yer, o noktadır.” (Kafka)

97 yılında, kırkdört kiloya düşmüş bir kadın, romanına bu alıntıyla başlıyor, yazmaya ve ölmeye hazırlanıyordu. Sonraki onbeş yıl, hiç hesapta olmayan onbeş Araf yılı, yazmanın ya da anlatmanın, özgürleşmeye olduğu kadar tutsaklığa doğru bir yolculuk olduğunu,onu, içinde barındırdığı bir ya da binlerce insanı, ölüme yazgılı olmaktan kurtarmadığı gibi, yaşamaya da mahkum ettiğini, tekrar tekrar öğretiyordu. Alay edercesine tekrar tekrar, her seferinde farklı bir yöntemle, yalanla, tuzakla…

Continue reading “İlk yazı, ilk suskunluk”

1993 yılı, Afrikalılar

1993’de, İstanbul’da Afrikalı göçmenlerle yaşadım. Anlatabildiğimden çok daha fazlasını gördüm, gördüğümden fazlasını anladım. 20 yıldır, o günleri her anlatışımda beni susturanlar, umarım bu gün ırkçılıkla yüzleşmeye biraz daha hazır…

Bu yazı on küsür yıl önce Radikal’de yayımlandı. Anlatılanlar bütünüyle gerçektir, hatta gerçeğin olabilecek en yumuşatılmış anlatımı… Yalnızca kişilerin, hiçbiri 90’lar Türkiye’sinden sağ çıkamayan kişilerin isimleri değiştirilmiştir.

Continue reading “1993 yılı, Afrikalılar”