Üç Mektup

Asıl mesele, taraf olmak değil, tarafların nasıl oluştu(ruldu)ğunu bilmek, diye yazmışım on iki yıl önce… F—tipine karşı çıkanların, sanki başka seçenek yokmuşçasına, koğuşları savunmakla suçlandığı günlerde… Sonrasını biliyorsunuz. F—tipini bilmeyenler, cezaevlerinde neler olup bittiğini merak dahi etmeyenler, ölüm orucunu bir hak olarak tanıyıp durdurmaya çalışanları, ölümlerden sorumlu tuttular.

Continue reading “Üç Mektup”

Alay

“Şiddet çarkının giderek hızlanacağını” yazmamın üzerinden bir yıl geçmiş. Şimdi, bugün aynı sözcükleri yinelemenin zorunluluğu, aciliyeti üzerinden de söze girilebilir, ama işin acısı, anlamsızlığı, boşunalığı üzerinden de… Aynı sözcükler yinelendiğinde, başka anlamlar yükleniyor. (Asıl anlamlarından koptukları gibi, ‘barış’ sözcüğünün boş bir sayfaya dönüşmesi gibi.) Daha da kötüsü, gelecek demek, bugün, bu saatte, hayal dahi edilemeyene işaret ediyor. Korkunca… Savaş, yıkım, acıya…

Continue reading “Alay”

Sakatlar kervanı

“Ve benim korkunç öyküm anlatılana dek,” der eski bir şiir, “şu içimdeki yürek yanmaya devam edecek.” Ama nasıl anlatılır ki? Sözcükler kuru ve çıplak, çatlaklarında sahipsiz bir çığlığın uğuldadığı birer kabuk, o kadar. Uzun yollardan, uzun ölümlerden sonra… Çiğnenmiş, tel tel olmuş sözcükler, karanlıklardan, suskunluklardan yoğrulmuş… Herbiri birer yankı, sonsuzca, umutsuzca yinelenen, ölülerin bakışında taş kesilen… Korkunç bir öykü, orada, karşı kıyıda, zamandışılığın insafında bekliyor. Bomboş bir yol, çoktan topraklaşmış bir mezar gibi, bütün zamanlarım yıkımında…

Continue reading “Sakatlar kervanı”

Kül

“Ve benim korkunç öyküm anlatılana değin
Şu içimdeki yürek yanmaya devam edecek’’

Ama nasıl anlatılır ki? Şimdi, burada, uzaklarda, bunca yıldan, bunca yıllanmış sözcükten sonra… Sözcükler kuru ve çıplak, herbiri birer maske, birer kabuk, o kadar. Çatlaklarında sahipsiz bir çığlığın uğuldadığı bir kabuk. Şimdi, burada, uzun yollardan, çok uzun ölümlerden sonra… Çiğnenmiş, tel tel olmuş, suskunluğa bulanmış sözcükler, canlı çamurdan yoğrulmuş… Herbiri birer yankı, o kadar, sonsuzca, umutsuzca yinelenen, sadece ölülerin bakışında geri çekilip taş kesilen…

Continue reading “Kül”

Sakatların kervanı

“21 Şubat 97’de toplu halde gözaltına alınan 25 kişiden biriydim. On dört gün boyunca ağır işkence gördük. Askı, elektrik, haya burma, kaba dayak. Sürekli dayak… Herkes yaşıyor bunu, bir biçimde… Altıncı günün sonunda, hücrelere çıkarttıklarında, hepimiz sakattık. Süleyman’ın elleri tutmuyordu. Bir arkadaşın kaburgaları kırılmıştı. Ben kısmi felç geçirmiştim… Radyo sonuna dek açıktı. Hep aynı anons, tekrar tekrar…

Continue reading “Sakatların kervanı”