İlk yazı

Yılın son yazısı, diğerleri gibi tamamlanmamış kalmaya yazgılı bir ‘son—yazı’ için, bir bitişten çok bir başlangıca işaret etmem gerektiğinin belli belirsiz sezgisiyle toparladım boş, beyaz kağıtlarımı…

Uçsuz bucaksız, boş, beyaz kağıtlar, her zaman ıssız bir diyar, hep daha beyaz diğer beyazlardan… Kat kat, katman katman tortulaşan boşluk.

Continue reading “İlk yazı”

Kısa bir söyleşi

Kasım ayı, Graz. Mucizevi bir kış güneşinin soğuk, altın rengi halesiyle çerçevelenmiş bir gün. Yaldızlı bir ışık dans ediyor ağaçlarda, bir veda ışıltısıyla, son bir yaşam belirtisiyle kıpır kıpır yapraklar… Mesafeli kış güneşi, kadri bilinmemiş günleri geri çağırıyor sanki, saatleri kısaltıyor, daha çıplak kılıyor ağaçları… Biraz daha ışık, bu sarımsı sabahta biraz daha renk, biraz daha yaşam! Parkın girişinde buluşmuş iki yabancıyız, iki göçmen. (Ama sanki onu bir yerden hatırlar gibiyim.)

Continue reading “Kısa bir söyleşi”

40 Milyon Gün

Devam edecek gücümüz var mı? Kendi gerçeğimize hangi mesafeden —hangi duygularla ya da duygusuzlukla— bakabilir, çıplak, derisi yüzülmüş gerçeğin ne kadarına dayanabiliriz? Hangi sözcüklerle dile getirebilir, yaşanılır kılabiliriz? Suskun, sabit, sır vermez sayılar: 7, 9, 18, 15, 21, 17, 35, 10, 14… Zaman anlamına gelen, hayat anlamına gelen, zamandan daha ağır, hayattan daha gerçek, tek haneli, çift haneli sayılar… 7 yıl, 9 yıl, 18 yıl, 15 yıl, 21 yıl, 17 yıl, 35 yıl, 10 yıl, 14 yıl…

Continue reading “40 Milyon Gün”

Sağırlık —II— ‘Suç ve Ceza’

Bir hukuk devleti olarak Türkiye… Son sene içinde istenen ve verilen cezalar… Olabildiğince çok davayı tek yazıya sığdırabilmek için yorumsuz sıraladığım özetler, Özgür Gündem, Birgün, Radikal, Taraf, Cumhuriyet, Milliyet, Sabah gibi farklı gazetelerde yayımlandı.

—Malatya’da 11 öğrenciye toplam 102 yıl verildi. Yaklaşık üç yıldır tutuklu yargılanan İnönü Üniversitesi öğrencileri, 7 yıl 5ay ile 18 yıl arasında değişen cezalara çarptırıldılar.

Continue reading “Sağırlık —II— ‘Suç ve Ceza’”

Sağırlık

“Hiç kimse duymak istemeyen birinden daha sağır olamaz.”

“Bilmemek ayıp, bilip de susmak suçtur.”

Kara Afrika’dan iki müzisyenin yalın cümleleri. Yalın, dosdoğru, tavizsiz. Herkesin ‘bildiği’ ama işitemediği sahici cümleler… Susmakla söylemek arasında günbegün, anbean sallanan keskin, o en keskin sarkaç. Bir çığlıktan çok ıslığı andıran sesiyle, görünmez darbeleriyle bir ‘vicdan’ biçimlendiren… Söylemekle işitilmek arasındaki o korkunç, aşılmaz uçurum. Çığlıklardan olduğu kadar suskunluklardan biçimlenmiş, bizim için bir ‘yazgı’ belirleyen… Yüreği, kapanmayan mezarlarla dolu bir savaş alanına çeviren mücadeleler, çelişkiler, pişmanlıklar, atılamayan adımlar…

Continue reading “Sağırlık”