4 yandan

Liste tam sayfaydı, fotoğraflıydı, eksiksizdi. “Ölüm 4 yandan geldi,’’ başlığıyla verilmiş, 4 rakam olarak yazılmıştı, parantez içinde verilen ölülerin yaşları gibi… Gazeteciliğin şaşmaz kuralı ‘mesafe’, tam, doğru ayarlanmış, o şaşmaz kuralın gereksinim duyduğu dil, tek bir cümlede dahi ihmal edilmemişti: ‘’İddia edildi, iddialara göre, iddialara karşı vb.’’ (Zorunlu bir korunma ağıdır bu dil, sözcükleri içten içe, acıtarak oyan bir bıçak da… Her gazeteci bilir ki, ‘kanıtlanmadığı’ sürece, yani çoğu durumda sonsuza, zamanın bile aşındığı, aşındırdığı bir tür sonsuza dek, her şey bir iddiadır…) Listeyi, bir ölüler listesini, sonuna dek okuyan oldu mu bilemem, çoğu okur yapamaz bunu…

Continue reading “4 yandan”

Hayat denilen o ülke

‘Anlatmak istiyorum seni, kırmızı toprakla ya da altınla değil, mürekkeple elma ağacı kabuğundan.’’ (Rilke) Ne zaman bu dizeleri hatırlasam, suskunlaşıyorum. Aylar önce, yazıl(ama)mış Berkin yazısının açılış dizeleri… Sayfanın gerisi hala bomboş. Şimdi Kader… Mürekkep, tam çiçeklenecekken yanan bir ağacın kabukları… Kan kırmızıya dönen toprak.

Continue reading “Hayat denilen o ülke”

Hayal gücü iktidara 2

Bir fotoğraf. Suruç, Kobanê sınırı, sınırın sıfır noktası. 25 Ekim. Barış zinciri. Alacakaranlık. Vaktinden önce bastırmış, hızla koyulaşan, sanki günün geç ve son saatlerinde değil de, zamansız, insana özgü bir gecede derinleşen karanlık. İçe işleyen, içeride kendi derinliğine çöken… Bir dönüşünü daha tamamlayan dünyanın yorgun ve hüzünlü akşamı değil sanki bu… Kabuk değiştiren, küllerinden ve düşlerinden yeniden, bir kez daha doğmaya hazırlanan dünyanın kozamsı, fotoğrafın bir ucundan diğerine uzanan insan siluetlerinde somutlaşan alacakaranlığı.

Continue reading “Hayal gücü iktidara 2”

Hayal gücü iktidara

Savaş. Bir kavram, bir gerçeklik, insana özgü bir durum, bir trajedi. Tarih denilen anlatının hep yinelenen kara teması… İzlenimleri deneyime, deneyimi sözcüklere dönüştüren ‘yolculuk’ hep zorludur, ama ‘izlenen’ savaşın ta kendisi ise… Silahlı çatışmanın ortasında kalmak, bir karartma gecesinde, yabancı bir kentte yönünü aramak, başından vurulmuş bir Bosnalıyla savunduğu sokağı adımlamak…

Continue reading “Hayal gücü iktidara”

Kobane: Bir sözcük, bir cümle

Kobanê direniyor… Çepeçevre kuşatılmış, kara maskeli cellatlara karşı altı haftadır direniyor… Ağır silahlara, ordulara, tanklara, obüslere karşı… Katliama, işkence ve soykırıma, köleliğe direniyor. Eşi benzeri görülmemiş topyekun bir gaddarlığa, korkunun işbirliği yapmış tüm güçlerine karşı… “Anlı şanlı” devletlerin —devletimizin de — birer lokma kapabilmek için oturduğu, siyaset adı altında çirkin pazarlıkların, şantajların döndüğü, insan kanına bulanmış masaya, koca bir “dünyanın” iki yüzlülüğüne, aç gözlülüğüne karşı, son mermisine dek direniyor. Ve bizlere, direnmeyi, son mermiye, son sözcüğe, son soluğa dek direnmeyi yeniden öğretiyor.

Continue reading “Kobane: Bir sözcük, bir cümle”