Sayılar, isimler, aritmetiğe indirgenen ölüm. İnsani hiçbir duyarlılığa geçit vermeyecek biçimde, görünür görünmez tellerle kuşatılmış, kendi katı kuralları ve kuralcılığıyla, gık demeden ölmeyi ve öldürmeyi mümkün kılan kutsallıklarıyla biçimlendirilmiş eril bir alan: Kışla. Rütbe, emir komuta zinciri, küfür ve dayak, marşlar, pırıl pırıl üniformalar, içtimalar, postallar, hizayı bozanların ölümüne dövüldüğü ‘diskolar’… Hafifçe tıklanan bir tuşla bilgisayar ekranında geçit töreni yapan genç ölüler… Kışla ölümleri, eğitim ‘zayiatları’, kazayla vurulanlar, ‘astsubaya kızıp’ kafasına silah dayayanlar, intihar diye kayda geçenler, birbirini tutmaz açıklamalarla bildirilenler…
Continue reading “Aritmetik —II—”Aritmetik
Sayılar, isimler, aritmetiğe indirgenen ölüm. İnsani hiçbir duyarlılığa geçit vermeyecek biçimde, görünür görünmez tellerle çevrilmiş, kendi içine kapalı, bütünüyle erkeklere bırakılmış, kahramanlığa, gık demeden ölmeye ve öldürmeye, emir komuta zincirine, marşlara, postallara, içtimalara ait bir alandan sızan haberler… Tek bir başlık altında toplanan, hafifçe tıklanan bir tuşla bilgisayar ekranında geçit töreni yapan isimler… Dökümler, listeler, yetkililerin açıklamaları, bakanlığın sayıları, kolay ulaşılmayan, adeta devlet sırrı gibi saklanan otopsi raporları…
Continue reading “Aritmetik”GÜNDEM
Gündem gazetesine ilk gelişim —”Taş Bina” ile ilgili bir söyleşi dışında— Radikal’deki ikinci köşe yazarlığı dönemimdeydi. Uzak, bütün gözlerden uzak bir cezaevinde, yirmi yaşlarında bir siyasi tutuklu adliler koğuşunda yanmıştı. Ağır yaralıydı, tedavisi geciktirilmişti. İlk kez cezaevine giriyor, ancak birkaç ay dayanıyordu. İşin aslını, kibriti kimin çaktığını öğrenmeye çalışıyordum.
Continue reading “GÜNDEM”Yazılmamış
Zor, bir çiçeklenmeyi başarmak.Uzun, beyaz bir mevsimin ortasında, günün çıplak, keskin ışığında, sessizliğin gözcülük yaptığı mırıltıların arasında… Zor bunca gecikmişken… Herşeye karşın deniyorum. En azından denemem gerek, başka çarem yok sanırım.
Bir kez daha suskunluğun tam ortasından konuşuyorum… Konuşuyorum, her şeyi kaybetmeyi göze alıyorum. Sürgün, bir kez daha. Ancak böyle, ancak şimdi, sözcüklerin kısır toprağında yolumu açarken, bu bir yolsa eğer, çabucak silinmişin, yerinden edilmişin, unutulmuşun izinden gidiyorum. Ama bir şey var ki…
Continue reading “Yazılmamış”Üç Mektup
Asıl mesele, taraf olmak değil, tarafların nasıl oluştu(ruldu)ğunu bilmek, diye yazmışım on iki yıl önce… F—tipine karşı çıkanların, sanki başka seçenek yokmuşçasına, koğuşları savunmakla suçlandığı günlerde… Sonrasını biliyorsunuz. F—tipini bilmeyenler, cezaevlerinde neler olup bittiğini merak dahi etmeyenler, ölüm orucunu bir hak olarak tanıyıp durdurmaya çalışanları, ölümlerden sorumlu tuttular.
Continue reading “Üç Mektup”
