Sadece alıntılıyorum. Şubat ve Mart ayı gazete haberlerinden, basına yansımış raporlardan, milletvekillerinin, doktorların açıklamalarından ve sağ kurtulmuş bir tanığın anlatımlarından…
‘’ O sokakta, birkaç binada toplam 70—90 insan var. Telefon kayıtları var, isim listelerini hükümete verdik. Sokak 20 günden beri tank ve toplarla kuşatma altında…’’ (Şubat) ‘’AzadiyaWelat Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Rojhat Aktaş’ın haber takibi için Cizir’de bulunduğu, telefonda kolundan yaralandığını, durumunun ciddi olmadığını söylediği…’’ (Şubat)‘’Aktaş’ın hayatta olup olmadığına dair bilgi alınamıyor.’’ (10 Şubat)
Hayat denilen
“Anlatmak istiyorum seni, kırmızı toprakla ya da altınla değil, mürekkeple elma ağacı kabuğundan.” (Rilke)
Bembeyaz suskuyla çerçevelenmiş matem yazıları. Gri—kara mürekkep, yeniyetme yapraklarıyla yanan elma ağacının kabuğu. Kırmızıya boyanan toprak.
Yürüyorum, sokaklar, çamurlu kaldırımlar, çıkmazlar boyunca, dolambaçlarından, yol ayrımlarından geçip gidiyorum gecenin, yakında diyor Rilke, yakında o ülke… Adımlar, yollar, mesafeler… Bir koridor uzanıyor kuşatılmış kente doğru, genç bir kadın dikenli teller boyunca yürüyor, yakında diyor Rilke, hayat denilen o ülke…
Üç nokta, tek sözcük
Derin bir soluk alıp başlamalı. Bir kez daha… Baştan almak, bir daha denemek… Anlatılamayana doğru bir adım atmak, bir adımı tekrarlamak, yörünge değiştirip bir çember daha çizmek… Uçsuz bucaksız bir savaş alanında, söylenenle söylenmeyenin ölümüne çarpışıp bir arada sessizce çürüdüğü… (Neden?) İnanmak için… ‘Kendi’ içimdeki, insanın içindeki, o hiçbir zaman vazgeçmeyecek, çekip gitmeyecek olana inancımı koruyabilmek için.
Continue reading “Üç nokta, tek sözcük”Geçit törenleri
Yazı(n) klişelerden ölümüne korkar, ölümden daha mutlak bir sonun, mutlak suskunluğun korkusudur belki bu. Eninde sonunda, diri diri gömüleceği taştan cehennemin, tekrarlandıkça pekişen kalıplardan kurulduğunu bilir. ‘Gerçek hayat’ ise –tırnak içine alındığında biraz ses veren bir tamlama— ise klişelerin, hamasetin, her daim kullanışa elverişli cümlelerin sanki resmi geçit törenidir.
Continue reading “Geçit törenleri”İnsan kalmak
İki kısa sözcük. Utanç ve acı. Öylesine derinden yaşanan, kapkara ölüm acısı, utancı… Paslı, kırık dökük bir dille anlatabilir bazen kendini acı, bazen korkunç, sanki bir insandan gelmeyen bir çığlığa dönüşür. Kabarıp taşan bir ırmak gibi önüne çıkanı sürükler götürür. Utanç ise daha suskundur, bir kuyu gibi derin ve suskundur. Geçtiğimiz Çarşamba, ‘Barış için Herkes!’ toplantısında, Suriçi ve Cizre’de çekilmiş –aylar önce, daha ‘başlarda’ çekilmiş— belgeselleri izlerken…
Continue reading “İnsan kalmak”
