Artık Sessizlik Bile Senin Değil

‘’Zarlar yere çarptığı zaman, kavga zırha çarptığı zaman, gözler yabancıyı tanıyıp sevgi kuruduğu zaman, sönen ruhlarda… Çevrene bakıp her yerde biçilmiş ayaklar, her yerde ölü eller, her yerde sönük gözler gördüğün zaman… Artık kendin için istediğin ölümü bile seçemediğin zaman…’’ (YorgoSeferis, Cevat Çapan çevirisi)

Continue reading “Artık Sessizlik Bile Senin Değil”

European ideals are now being tested

Anything can happen at any moment. Even the most careful analyses may turn out to be wrong. In physics, there is something akin to a state of equilibrium when you can make observations and experiment. By contrast, Europe is currently experiencing a state of chaos. It does not look positive to me at all.

Hiç Susmayan Bir Sözcük

Nehrin güneyinde, kentin unutulmuş, gözden çıkarılmış dış çeperlerinde, kendi kaderine, büyüme mi, çürüme mi olduğu kestirilemeyen kaderine terk edilmiş mahalleler boyunca sabırla yolunu arayan bir ziyaretçi, her daim çamurlu ve loş sokaklardan birinde aradığı binayı bulur. Kaç kez yenilenirse yenilensin, ne denli ustaca restore edilirse edilsin, bakımsız görünümlü, epeyce çirkin bir binadır bu ve sanki her restorasyonla daha da sıradanlaşır, görünmeze karışır.

Continue reading “Hiç Susmayan Bir Sözcük”

Tutanak 2, ‘Bu Senin Baban’

‘’Bu senin baban’’
Alıntılamayı sürdürüyorum: Gazete haberlerinden, tanık anlatımlarından, ailelerin açıklamalarından, yetkililerin demeçleri ve duvar yazılarından…
‘’Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağı 96. gününe girerken, ilçe tank ateşiyle aralıksız şekilde dövüldü… Hafta başında ilçeden çıkan 19’u çocuk— biri Elif Su adlı bebek— 44 kişi hala gözaltında… İdil’de sokağa çıkma yasağı 19.gününe girdi.’’(6 Mart)

Continue reading “Tutanak 2, ‘Bu Senin Baban’”

Büyük Korku Ülkesi

Zor. Yazmak, isabetli sözcükleri aramak, sorularla yanıtları sıralamak, reçeteler sunup noktalar koymak… Dinlemeye, duymaya, bakmaya bile mecalimizin kalmadığı günler, geceler… Ya havsalamız gerçeği bütün boyutlarıyla kavrarsa korkusuyla gözlerimizi kaçırıyor, hayati meseleleri hasıraltı ediyor, bir hayale ya da umuda tutunmaktan, gelecekten taleplerde bulunmaktan kaçınıyoruz. Açıklanamaz bir suçlulukla, art arda gelen ölümlerin yasını tam tutamamanın ya da sağ kalanlar arasında olmanın suçluluğuyla, kısacık bir neşeden ya da coşkudan utanıyor, hayatın vaatlerine şüpheyle kızıyoruz.

Continue reading “Büyük Korku Ülkesi”