In Istanbul wurde vergangene Nacht die Schriftstellerin Asli Erdogan verhaftet, weil sie für eine kurdische Zeitung arbeitete. Die so mutige wie fragile Frau war 2012 Writer in Residence in Zürich.
Bir duvarın dibinde III
‘’Hayatımı kurtardı.’’ Bunu birkaç kez, üçüncü tekil şahıs ve geçmiş zamanda söyledim, işitebildiğimi sanmıyorum, bir parola gibi tekrarlıyor, geceden bir çıkış kapısı arıyorum. Gerçeğin gerçek olduğu anlar vardır, sadece anlar… Çıkışsız ve bir duvarın dibi kadar anonimdirler. Hikayeler sonradan gelir, gerçeğin – gecenin, savaşın— bitimsizliğini noktalama işaretleri arasına yerleştirir. Bu hikaye de, gecenin bir kurgusu, delik deşik edildikçe esneyip büyüyen, sonsuz bir ağa dönüşen geceyi bedenlerimizle ya da sözcüklerimizle dolduruyor, böylece ona bir biçim vermeyi umuyoruz. Herhalde kağıt toplayıcısı değil, deneyimli bir polisti. ‘’Yat, yat, YAT!’’ diye bağırmış, birlikte sığındığımız duvarın dibini işaret etmişti. (Bu kadar!) Tek dostumdu o gece, ona teşekkür etmek aklımın ucundan geçmedi.
Continue reading “Bir duvarın dibinde III”Bir duvarın dibinde II
(15 Temmuz gecesi, Harbiye. 100m aşağıda, radyoda, çatışma sürüyor saatlerdir, ambulanslar durmadan yaralı taşıyor… Orduevine konuşlanmış keskin nişancılar kimsenin geçmesine izin vermiyor. Karşı kaldırımda kurşun yağmurunun bir arada tuttuğu, taşlara yatmış hemen hemen iki yüz kişi…)
Continue reading “Bir duvarın dibinde II”Bir duvarın dibinde
Gerçekten kağıt toplayıcısı mıydı, yoksa ima ettiği gibi sivil polis miydi, bilemem. ‘’Hayatımıkurtardığını’’söyledim defalarca, işitebilmek için söylüyor, böylece
geceden bir çıkışkapısı, parolası arıyorum. Onu –geceyi— kişisel, geçmiş zamanda anlatılan bir hikayeye dönüştürüyor, noktalama işaretlerinin arasına yerleştiriyorum. Elbet teşekkür bile etmedim.
Quis hic locus
‘’Çok kötü bir dönem! Korkunç günlerden geçiyoruz!’’ Bayat ve buruk, yalın, yadsınmaz bir cümle. Gün boyu kim bilir kaç kez işittiğim, bazen bir iç çekişle, bazen hararetle katıldığım, evirip çevirip kim bilir kaç kez yinelediğim, bayat ve buruk, yenip yutulmayan, kılçık gibi takılı kalan gerçeklik… İçten içe oyulmuş sözcüklerle, sözü kalmamış sözcüklerle konuşuyor gibiyiz, sırf susmamak adına, sessizlik patlamalarıyla…
Continue reading “Quis hic locus”
